Bilim dünyası, Avrupa ile Britanya'yı birbirine bağlayan antik kara parçasının sadece çorak bir geçiş yolu olduğu düşüncesini çürüttü; deniz tabanından çıkarılan DNA örnekleri, bölgenin aslında meşe ormanlarıyla kaplı zengin bir ekosistem olduğunu gözler önüne serdi.
Deniz tabanının derinliklerinden gelen veriler, Kuzey Denizi’nin soğuk sularında yatan Doggerland’ın aslında sanılandan çok daha farklı bir atmosfere sahip olduğunu kanıtlıyor. Warwick Üniversitesi’nden araştırmacıların önderliğinde yürütülen çalışma, bu bölgenin sadece bir geçiş köprüsü değil, avcı-toplayıcı toplumlar ve yabani türler için adeta bir yaşam alanı olduğunu ortaya koydu.
Geçmişin tozlu sayfalarını aralayan genetik kanıtlar
Güney Doggerland’dan alınan 41 farklı tortu örneği üzerinde yapılan ileri düzey genetik analizler, bölgenin son buzul döneminin ardından şaşırtıcı bir hızla ormanlaştığını gösterdi. Yaklaşık 16 bin yıl önce yeşermeye başlayan bu topraklar, meşe ve fındık ağaçlarının yanı sıra, neslinin tükendiği sanılan özel türlere de ev sahipliği yapıyordu. Bölgenin, iklimsel değişimlere karşı bir "sığınak" işlevi gördüğü belirtiliyor.
Tsunamilere rağmen 7 bin yıl dayandı
Araştırma sadece bitki örtüsünü değil, kara parçasının yok oluş sürecine dair ezberleri de bozdu. Bölgenin sanıldığı kadar çabuk sular altına gömülmediği, Storegga Tsunamisi gibi yıkıcı doğal afetlerden sonra bile bir süre daha ada formunda varlığını sürdürdüğü keşfedildi. Uzmanlar, Doggerland’ın 7 bin yıl öncesine kadar insan yerleşimine ev sahipliği yaptığını vurguluyor.
Günümüz için önemli bir ders
Bilim insanlarına göre bu kayıp kıtanın hikayesi, günümüzde yaşanan iklim krizi ve yükselen deniz seviyeleri konusunda da çarpıcı bir tablo sunuyor. Geçmişte yaşanan bu ekosistem dönüşümleri, gelecekteki çevresel değişimleri anlamak adına bilim dünyası için önemli bir rehber niteliği taşıyor.